Türkiye’de Kadınların Giyim Tercihleri : Bir Sosyolojik Dönüşüm Hikâyesi

 Türkiye, tarih boyunca farklı kültürlerin, dinlerin ve ideolojilerin kesişim noktası olmuş bir ülke. Kadınların giyim tarzları da bu zengin mozağin bir yansıması olarak sürekli değişim göstermiş. Bugün, sokakta yürürken başörtülü kadınların sayısının geçmişe kıyasla daha fazla olduğunu fark ediyoruz. Peki, bu değişim nasıl oldu ? Neden eskiden daha az başörtülü kadın varken, şimdi bu tercih daha yaygın ? Bu soruya sosyolojik bir mercekle bakarak, mantık çerçevesinde bir cevap arayalım.

Eskiden büyük şehirlerde kadınların çoğu açık giyinirdi. Başörtüsü, daha çok kırsal kesimde ya da belirli muhafazakâr topluluklarda yaygındı. O dönemde modernleşme, Batılılaşma ve kentleşme, kadınların kıyafetlerinde daha özgür ve açık tarzları benimsemesine yol açmıştı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında başlayan laiklik politikaları, kamusal alanda başörtüsünü kısıtlamış ve şehirli kadınlar arasında açık giyim bir nevi “ilericilik” sembolü haline gelmişti. Ancak bu, toplumun tüm kesimlerinin aynı şekilde düşündüğü anlamına gelmiyordu. Kırsalda ve muhafazakâr ailelerde başörtüsü, dini ve kültürel bir kimliğin parçası olarak varlığını sürdürüyordu.
1980’lerden itibaren Türkiye’de önemli sosyolojik kırılmalar yaşandı. 1980 darbesi sonrası siyasi ve kültürel atmosfer değişti. Özal dönemiyle birlikte liberal ekonomi politikaları, kentlere göçü hızlandırdı ve muhafazakâr kesimler şehirlerde daha görünür hale geldi. Bu dönemde, özellikle 90’larda, başörtüsü bir kimlik meselesi olarak yeniden tanımlanmaya başladı. Üniversitelerde başörtüsü yasakları, bu tercihi benimseyen kadınlar için bir mücadele alanına dönüştü. Başörtüsü, sadece dini bir sembol olmaktan çıkıp, bireysel özgürlük ve kimlik ifadesi haline geldi. Bu mücadele, genç ve eğitimli kadınların başörtüsünü bir “seçenek” olarak görmesini sağladı; yani artık sadece geleneksel bir zorunluluk değil, bilinçli bir tercih olarak öne çıktı.
2000’li yıllarda ise Türkiye’nin siyasi ve sosyal yapısı yeniden şekillendi. AK Parti’nin iktidara gelmesiyle, muhafazakâr kesimlerin kamusal alanda daha fazla yer bulması, başörtüsünün normalleşmesine katkı sağladı. Başörtüsü yasağının kalkması, kadınların hem eğitim hem de iş hayatında daha rahat yer almasını sağladı. Bu süreçte, başörtülü kadınlar sadece muhafazakâr kesimlerde değil, modern şehir hayatında da varlık göstermeye başladı. Moda dünyası bile bu değişime kayıtsız kalmadı; başörtüsü, tesettür giyim markalarıyla modern ve şık bir tarza dönüştü. Artık başörtüsü, hem dini hem de estetik bir tercih olarak genç kadınlar arasında popüler hale geldi.
Peki, bu değişimi sadece siyasi ya da dini faktörlerle açıklayabilir miyiz? Elbette hayır. Sosyolojik olarak baktığımızda, bu dönüşümün ardında bireyselleşme, kentleşme ve küresel trendler gibi pek çok etken var. Genç kadınlar, artık ne tamamen geleneklere ne de tamamen moderniteye bağlı. Onlar, kendi kimliklerini oluştururken hem dini değerlere hem de bireysel özgürlüklere önem veriyor. Başörtüsü, bu dengeyi kurmanın bir yolu oldu. Aynı zamanda, sosyal medyanın etkisiyle, tesettür modası küresel bir trend haline geldi. Instagram ve TikTok’ta tesettürlü influencer’ların milyonlarca takipçiye ulaşması, bu tarzın gençler arasında yaygınlaşmasını hızlandırdı.
Eskiden başörtüsü, toplumda “kapalılık” ya da “geri kalmışlık” gibi yanlış önyargılarla anılabiliyordu. Ancak bugün, başörtülü kadınlar doktor, avukat, mühendis, sanatçı ya da girişimci olarak her alanda varlık gösteriyor. Bu, toplumun genel algısını değiştirdi. Başörtüsü artık bir engel değil, bir kimlik ifadesi. Öte yandan, açık giyinen kadınlar da kendi tarzlarını özgürce sürdürüyor. Türkiye’nin güzelliği, bu çeşitlilikte yatıyor: Herkes kendi yolunu seçebiliyor.
Sonuç olarak, Türkiye’de kadınların giyim tercihlerindeki değişim, sadece bir moda meselesi değil; sosyolojik, kültürel ve siyasi bir dönüşümün hikâyesi. Başörtüsünün yaygınlaşması, bireylerin özgür iradesiyle, toplumsal dinamiklerin birleşiminden doğdu. Bu değişimi yargılamak yerine anlamaya çalışmak, hepimize daha kapsayıcı bir toplumun kapılarını açar. Çünkü önemli olan, bir kadının ne giydiği değil, kendi seçimlerini yapabilmesi ve bu seçimlerle özgürce var olabilmesi.

Yorumlar

  1. Baş örtüsü ile ilgili yorumlarınıza katılmakla birlikte bazı eklemeler yapmak istiyorum;

    AKP ile birlikte baş örtüsü artık ticari bir meta oldu. Bazı ekonomik aktivitelerde, baş örtülü olanlar tercih edilip, önceleniyor.

    Yine aile ve çevre baskısı sebebiyle azımsanamayacak sayıda kadının başını örttüğünü düşünüyorum.

    Türkiye'de bir gün siyasi iktidar değiştiğinde, başörtülülerin sayısının önemli ölçüde azalacağına
    çünkü baskı ve korkuların ortadan kalkacağına inanıyorum.

    AKPMHP ile birlikte, Din ve milliyetçilik olgusunun da ipliğinin pazara çıkması, bunda en büyük etkenlerden olacaktır.

    Metin Bayındır
    me_bay@hotmail.com

    YanıtlaSil
  2. Tabi ki önemli olan kadının ne giydiği değil ama son zamanlarda yaşanan kapanma acaba kendi tercihi mi yoksa ranttan pay kapma çabası mı? Yine her zamanki gibi güzel bir yazı olmuş 👍👌

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Çift Lafım Var, Beyim !

Ölülerin Öyküleri (Alıntı)

Türkiye Üzerine