Alevi Dostlarıma Arkadaşlarıma İthafen : Birlikte Yaşamanın Sıcacık Öyküsü

Bugün sosyal medyada dolaşırken gözüme bir başlık çarptı: “Aleviler ” diye ; Bir an durdum, içimde bir sıcaklık yayıldı. Alevi dostlarım arkadaşlarım geldi aklıma; gülüşleri, sohbetleri, o masum ve derin muhabbetleri… Bir akademisyen olarak, öğrenciliğimden beri  toplumların dokusunu, insanın insanla bağını incelerim. Ama Alevilerle geçirdiğim anlar, sadece akademik bir merak değil, aynı zamanda bir gönül yolculuğu oldu benim için. Bu yazıyı, onların o güzel ruhunu, bir Türk kadını olarak, içimden geldiğince, edebiyatın kanatlarında uçurarak anlatmak istiyorum.

Alevilik, Anadolu’nun yüreğinde bir çiçek gibidir; narin, ama kökleri toprağın en derinlerine uzanır. Onlar, bu toprakların kadim bir nefesi, sevgiyle yoğrulmuş bir inancın taşıyıcılarıdır. Alevi dostlarımın evlerinde, cemevlerinde, sohbetlerinde hep aynı şeyi hissettim: İnsana insan olduğu için değer veren bir anlayış. Onların sofrasında bir lokma ekmeğin, bir bardak suyun bile kutsal bir anlamı var. Çünkü o sofra, sadece karın doyurmaz; gönülleri birleştirir, dertleri paylaşır, umutları yeşertir.

Bir keresinde, bir Alevi köyünde, bir dostumun evinde misafir olmuştum. Kapıdan girer girmez, o sıcacık gülümsemeyle karşılandım. “Hoş geldin, can!” dediler. O “can” kelimesi, öyle içten, öyle samimiydi ki, sanki yıllardır tanışıyorduk. Sofrada, herkesin gözlerinde bir hikâye, dilinde bir türkü vardı. Dedeler, nineler, gençler, çocuklar… Hepsi bir aradaydı, sanki bir büyük aile. O gece, bir sazın tellerinden yükselen bir deyişle, Hacı Bektaş Veli’nin “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” sözü adeta ete kemiğe büründü. O an anladım ki, Alevilik sadece bir inanç değil, bir yaşam biçimi; insanın insana sevgiyle, saygıyla, dostlukla dokunması.

Alevilerin cemlerinde, o eşsiz ritüellerinde, hep bir aradalık var. Kadın-erkek, genç-yaşlı demeden, herkes eşit. Orada hiyerarşi yok, kibir yok; sadece muhabbet var, dostluk var. Semah dönerken, sanki ruhlar gökyüzüne yükselir, kalpler birleşir. O an, insanın içindeki tüm kavgalar, tüm öfkeler silinir gider. Alevilerin bu birleştirici ruhu, belki de Anadolu’nun en güzel mirasıdır. Onlar, bu topraklarda yüzyıllardır barışın, sevginin, hoşgörünün bayrağını taşımışlar.

Peki, nedir Alevileri bu kadar özel kılan? Belki de onların “eline, beline, diline sahip ol” öğretisi. Bu üç kelime, bir hayat felsefesi aslında. Elbette hepimiz insanız, eksiklerimizle, hatalarımızla varız. Ama Aleviler, bu öğretiyle, insanın kendini terbiye etmesinin, toplumu güzelleştirmesinin yolunu gösteriyor. Onlar, dedim ya, bir bahçe. O bahçede her çiçek başka renk, başka koku, ama hepsi aynı toprağın bereketinde buluşuyor.

Bir sosyolog olarak, Alevilerin toplumsal dayanışma ağlarına hayranım. Onlar, komşusu açken tok yatmaz. Darda olanın elinden tutar, kimseyi ötekileştirmez. Bu, belki de modern dünyanın unuttuğu bir değer. Oysa Aleviler, bu değeri asırlardır yaşatıyor. Onların cemevlerinde, köylerinde, şehirlerinde hep bir paylaşım, hep bir dayanışma var. Bu, sadece bir inancın değil, insan olmanın gereği.

Bazen düşünüyorum, Alevilerin bu güzel ruhunu neden daha çok anlatmıyoruz? Belki de önyargılar, belki de bilgisizlik… Ama bir gerçek var: Aleviler, bu toprakların en güzel renklerinden biri. Onların türküleri, deyişleri, hikâyeleri, Anadolu’nun ruhunu taşır. Pir Sultan Abdal’ın isyanında, Hacı Bektaş’ın sevgisinde, Yunus Emre’nin dizelerinde Alevilerin nefesini duymaz mısınız? Ben duyarım. Her bir dizede, her bir saz tınısında, onların insanlığa olan inancını, sevgisini duyarım.

Şu an  Alevi dostlarımın arkadaşlarımın yüzleri geliyor aklıma. Onların o tertemiz kalpleri, o içten gülüşleri… Onlar, bu toprakların umudu, bu ülkenin vicdanı. Herşeyin ötesinde bir insan olarak söylüyorum: Aleviler, bu dünyanın daha güzel olabileceğine dair inancımı diri tutuyor.

Onların sofrasına oturalım, türkülerine eşlik edelim, hikâyelerine kulak verelim. Çünkü Alevilerin gönül bahçesinde, hepimize yetecek kadar sevgi, dostluk ve umut var. Ve inanıyorum ki, o bahçede bir çiçek de bizler için açar.

Sevgiyle, muhabbetle, dostlukla…


Yorumlar

  1. Sen yazdıkça ben okumaya elimden geldiğince de yorumlamaya çalışacağım. Senin de yazdığın gibi Alevilik bir yaşam biçimi ve iyi ki varlar. Var olsunlar...

    YanıtlaSil
  2. Herhangi bir dine mensup değilim ama gönlümde, islamın tam ilişemediği alevilik hep var. Yazdıklarına gönülden katılıyorum. Biz akepe öncesi arkadaşlarımızın mezhebini bilmez, ilgilenmezdik. Fakat sonrasında dikkat ettim de arkadaşlarımdan alevi olanlar, ne kaliteli insanlarmış. Dinin verdiği hasardan, tam ait olmadıkları için korunabilmişler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Çift Lafım Var, Beyim !

Ölülerin Öyküleri (Alıntı)

Türkiye Üzerine