Aşk İle Konuşan Kadın
Ben bir kadınım; gönlümde dağların, ovaların, ırmakların anlattığı sevdalarla büyüdüm. Aşk,bir destandır; bazen çöldeki bir feryat, bazen bir dağın delinmez kayası, bazen de bir sazın yanık teli. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı… Bunlar yüreğimin tanıdık türküleri. Ama bu topraklar, başka aşk efsaneleriyle de çağlar boyu çınlamış; mesela Arzu ile Kamber’in, Hürrem ile Süleyman’ın hikayeleri de aşkın başka yüzlerini fısıldar. Gel, bir kez daha aşkın o derin sularına dalalım, bir kadın gözüyle, yüreğimin sesiyle.
Leyla ile Mecnun, aşkın çöldeki gölgesidir. Mecnun’un Leyla’sına kavuşmak için kendini unuttuğu o anlar, benim de içimde bir yerlerde yankılanır. Leyla’yım ben, bir bakışla başlayan yangının ta kendisiyim. Mecnun’un “Ben Leyla’yım!” deyişi, aşkın sınırları yok ettiğini anlatır. Sevmek, kendini bir başkasında bulmak, çöldeki her kum tanesini sevdiğinin yüzü görmektir. O feryat, benim de kalbimde bir türkü olur; aşk, aklı susturup ruhu özgür kılar.
Ferhat ile Şirin, aşkın dağları delip geçen inadıdır. Ferhat’ım, çekicinle kayaları kırarken, Şirin’in yüreğini nasıl titrettiğini bilirim. Ben Şirin’im; sevgim için dağları göze alan, ama bir o kadar da kırılgan. Ferhat’ın alın teri, Şirin’in gözyaşına karışır; aşk, bu birleşmenin adıdır. Dağlar eğilir, ama bazen kader eğilmez. Yine de bilirim, sevmek bir dağa meydan okumaksa, aşk uğruna ölmek de bir zaferdir.
Kerem ile Aslı, ateşle yazılmış bir destandır. Kerem’in sazı, Aslı’nın gözleri için çalar; her telde bir ömür yanar. Ben Aslı’yım, Kerem’in ateşinde kavrulan, ama o ateşle hayata tutunan. Kerem’in “Aslı!” diye haykırışı, aşkın ne mesafe tanıdığını ne de engel bildiğini gösterir. Ama bazen ateş, seveni de sevdiğini de kül eder. Yine de o kül, aşkın sonu değildir; sevmek, küllerden yeniden doğmaktır.
Arzu ile Kamber, aşkın sabrını ve sadakatini anlatır. Onların hikayesi, engellerle dolu bir yolda birbirine tutunan iki yüreğin destanıdır. Ben Arzu’yum; Kamber’imin yolunu gözleyen, her nefeste ona bağlı kalan. Aşk, bazen yıllarca beklemektir; ne ayrılık, ne hasret, ne de töreler bu bağı koparabilir. Arzu ile Kamber’in kavuşamayan ama asla ayrılmayan ruhları, aşkın zamana meydan okuduğunu fısıldar. Sevmek, bir ömür boyu bir kalbi taşımaktır.
Hürrem ile Süleyman ise aşkın tahtları titreten gücünü gösterir. Ben Hürrem’im; bir cariyeyken koca bir imparatorun yüreğini fetheden. Süleyman’ın kalemi, Hürrem’e yazdığı gazellerde aşk olur; her mısrada bir saray, her kelimede bir taht saklıdır. Onların sevdası, sarayın taş duvarlarını yumuşatır, çünkü aşk, ne taht tanır ne tacı. Hürrem’in Süleyman’a yazdığı mektuplar, benim de içimde sakladığım sözlerdir: Aşk, bir kalbin diğerine sığınağıdır.
Bu toprakların aşkları, yüreğin en saf halidir. Leyla’nın çöldeki gölgesi, Şirin’in dağlardaki yankısı, Aslı’nın sazdaki nağmesi, Arzu’nun sabrı, Hürrem’in cesareti… Hepsi benim, Aşk, bazen bir anın içinde sonsuzluğu taşır, bazen bir ömür sürer, bazen de bir türküde çağlar boyu yaşar. Ama her zaman, kalbin en güzel isyanıdır.
Sevmek, Mecnun gibi çölde kaybolmak, Ferhat gibi dağları delmek, Kerem gibi ateşlerde yanmak, Kamber gibi beklemek, Hürrem gibi bir imparatorluğu fethetmektir. Ben, bu efsanelerin gölgesinde, aşkın hem acısını hem mucizesini taşıyan bir kadınım. Ve bilirim ki, bu topraklarda aşk, ne kadar yakarsa yaksın, her zaman bir türküyle yeniden başlar.
Aşkı bu kadar güzel anlatan birinin olması ne güzel. Sanki tüm yazdığın aşkları yaşamış gibi sebebi sensin gibi. Anlatım her zaman ki gibi muhteşem, kalemin çok güçlü yeni yazılarını sabırsızlıkla bekliyorum
YanıtlaSil