ATATÜRK'ü Sevmek
Atatürk'ü sevmek, bir moda, bir geçici heves ya da bir zorunluluk değil; bu, tarihin altın sayfalarına kazınmış bir kahramanın, bir milletin kaderini değiştiren eşsiz liderin, bir vatansevere bıraktığı kutsal mirasa sahip çıkmaktır.
Atatürk’ü sevmek, bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun hikayesini sevmektir. O, sadece bir komutan, sadece bir devlet adamı değil; bir fikir mimarı, bir çağ açıcı, bir bağımsızlık meşalesidir. 19 Mayıs 1919’da Samsun’da attığı o ilk adımla, bir milletin zincirlerini kırmış, bir ulusun ufkunu açmıştır. Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da yalnızca düşmanı değil, umutsuzluğu, teslimiyeti, esareti yenmiştir. Onun gözlerinde, bir milletin hürriyet ateşi yanarken, yüreğinde bir tek hedef vardı: Türk milletini çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak. Ve o, bunu başardı ! Bugün bir Türk kadını olarak kalemimle, bir akademisyen olarak ilmimle, bir vatansever olarak ruhumla haykırıyorum: Atatürk’ü sevmek, bu topraklarda hür nefes almanın, başı dik yürümenin, bilime ve akla sarılmanın adıdır ! Peki, kimdir bu Atatürk’e saldıranlar ? Kimdir bu cahil cüretkarlar ki, bir milletin kurtarıcısına dil uzatır ? Onlar, tarihin tozlu sayfalarını karıştırmadan, bir satır belge okumadan, bir an bile düşünmeden konuşanlardır. Onlar, bilginin ışığından korkan, cehaletin karanlığına sığınanlardır. Atatürk’e saldıranlar, onun kurduğu Cumhuriyet’in nimetlerinden faydalanırken, o nimetlerin bedelini unutan nankörlerdir. Onlar, Mondros’un utancını, Sevr’in esaretini bilmezler; bilseler, bir milletin nasıl dirildiğini, nasıl ayağa kalktığını anlarlardı. Onlar, Lozan’da bir milletin onurunu koruyan kalemi, Ankara’da bir devletin temelini atan iradeyi, İstanbul’da zincirleri kıran cesareti göremezler. Çünkü gözleri vardır, görmezler; kulakları vardır, duymazlar; kalpleri vardır, hissetmezler. Ey Atatürk’e dil uzatanlar ! Sizler, onun “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek bir ulusa verdiği gücü anlamadınız. Sizler, onun “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyerek insanlığa uzattığı barış elini kavrayamadınız. Sizler, onun bir Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı vererek, medeni dünyada öncü olduğunu fark edemediniz. Bilime, akla, eğitime olan tutkusunu, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyerek gençlere bıraktığı mirası okuyamadınız. Cahilliğinizle, onun devrimlerini karalamaya çalışırken, aslında kendi küçüklüğünüzü ortaya koydunuz. Tarih, sizin gibileri değil, Atatürk’ü yazacak; çünkü tarih, hakikatin aynasıdır ! Atatürk sevmek, bir vatanseverin yüreğinde bir bahar dalıdır. O dal, her sabah çiçek açar, her akşam umut kokar. Onun sevgisi, bir annenin evladına duyduğu şefkat gibi sıcacık, bir babanın vatanına duyduğu bağlılık gibi sarsılmazdır. O sevgi, bir akademisyenin kaleminde bilim olur, bir öğretmenin dilinde aydınlık, bir gencin yüreğinde cesaret. Atatürk’ü sevmek, onun gözlerinden bakarak vatanı görmek, onun kalbiyle hissederek milleti kucaklamaktır. O, bu toprakların ebedi ışığıdır; ne karanlık zihinler, ne arda ne olana gölge düşürebilir, ne de cahilce sözler o ışığı söndürebilir. Bir Türk kadını olarak derim ki : Atatürk’ü sevmek, bir lüks değil, bir görevdir. Onun mirasına sahip çıkmak, onun devrimlerini yaşatmak, onun gösterdiği yolda yürümek, her vatanseverin borcudur. Sabahınızı güzel kılan, yüreğinizi coşturan bu sevgi, bir milletin ruhunda ebediyen yaşayacaktır. Atatürk’e saldıranlara ise tek bir cevabımız var: Cahilliğinizle değil, bilginizle gelin ! Tarihle, hakikatle, bilimle yüzleşin ! O zaman göreceksiniz ki, Atatürk’ü sevmek, bir milletin onurunu, bir vatanın ruhunu sevmektir. Sevgili dostlar, Atatürk’ün izinde, başımız dik, yüreğimiz sevgiyle dolu, yolumuz aydınlık olsun ! Onun sevgisi, sabahlarımızı güzel kılan, ruhumuzu coşturan, vatanımızı ebedi kılan bir ateş olsun. Yaşasın Atatürk ! Yaşasın Cumhuriyet !
Atatürk bundan güzel hele de bir kadının kaleminden anlatılamazdı. Her satırda Atatürk'ün yolundan giden ve bunu başaran bir kadın gördüm 🙏🧚🇹🇷
YanıtlaSil