Türkiye'de Siyaseti Neden Bitirdim ?
34 yaşıma yeni girdim. Akademisyenim, sosyoloğum ve yıllardır kalemimle, sözümle, sevdiğim ülkem için bir şeyler yapmaya çalıştım. Muhalif bir duruşla yazılar yazdım, panellere katıldım, sosyal medyada fikir beyan ettim. Ama artık siyasetle uğraşmayı bırakıyorum. Bu kararı bir hevesle ya da öfkeyle almadım; uzun bir iç muhasebenin, yorgunluğun ve kendime dürüst olmanın sonucunda vardım buraya. Bloğumda beni tanıyan sizlere, bu kararı neden aldığımı, içimdeki bu değişimi anlatmak istiyorum. İnsanî, samimi ve gerçekçi bir şekilde.
Her şey üniversitede, doktora öğrencisiyken başladı. 20’li yaşlarımın başında, Türkiye’nin o dönemki kaotik siyasi ortamında, akademisyen olmanın sadece makale yazmak, ders anlatmak olmadığını hissettim. Sokakta, haberlerde, insanların gözlerinde gördüğüm adaletsizlikler, eşitsizlikler, özgürlüklerin kısıtlanması… Bunlar sadece teorik kavramlar değildi, hayatın ta kendisiydi. “Bir şey yapmalıyım,” dedim. Kalemimle, yazılarla, konuşmalarla muhalif bir ses oldum. İnandım ki, bir akademisyen olarak sadece bilgi üretmek değil, o bilgiyi toplumun yaralarına merhem yapmak da benim sorumluluğumdu.
Yazdım, konuştum, tartıştım. Okul yazıları, yerel akademik makaleler, sosyal medya paylaşımları… Bazen bir panele koştum, bazen bir bildirinin peşinde sokaklara indim. Gençlere ulaşmak, onların da bu meseleleri düşünmesini sağlamak için sosyal medyayı aktif kullandım. Ama zamanla fark ettim ki, Türkiye’de siyaset bir fikir arenası olmaktan çok, bir bataklık. İçine girdikçe seni yutuyor, kirletiyor, yoruyor. Her yazdığım yazıda, her attığım tweette bir tarafa yaranmaya çalışıyor gibi hissettim. Muhalif duruşum bazen bir kesimin alkışını aldı, bazen başka bir kesimin hedefi oldum. Ama en zoru, ne kadar çabalarsam çabalayayım, değişimin sandığım kadar kolay olmadığını görmekti. Bir makale yazıyorsun, bir şeyler yapıyorsun, ama ertesi gün aynı kutuplaşma, aynı bağnazlık, aynı umutsuzluk devam ediyor.
Mesela bir keresinde, kadın hakları üzerine yazdığım bir yazıya gelen tepkiler… Bir grup “Yetersiz, neden daha sert eleştirmedin?” derken, başka bir grup “Vatan haini” damgası vurdu. Sosyal medyada bir cümlemin bağlamından koparılıp linç kampanyasına dönüştüğünü gördüm. O an anladım ki, siyasetin dili zehirli. Fikrin değil, tarafın önemli. Ve ben, bu zehirli dilin parçası olmak istemiyorum artık.
Bir de yorgunluk var. 34 yaşındayım, ama bazen kendimi 50’lerimde gibi hissediyorum. Gece gündüz haberleri takip etmek, her yeni krize bir tepki vermek, sürekli bir tartışmanın içinde olmak… Bu, ruhumu tüketiyor. Akademisyenliğimi, sevdiğim o araştırma ruhunu, kitapların arasında kaybolma hissini gölgede bıraktı. Bir gün kendime sordum: “Ben ne için bu kadar yoruluyorum? Gerçekten bir şey değişiyor mu?” Cevap, içimi acıtsa da, hayırdı. Değişim, bir kişinin kalemiyle, bir kişinin sesiyle olacak iş değil. Daha büyük, daha kolektif bir çaba lazım. Ve ben, o kolektif çabanın bir parçası olacaksam, bunu siyasetin kirli arenasında değil, akademinin daha sakin, daha derin sularında yapmak istiyorum.
Bu karar, pes etmek değil. Tam tersine, kendimi ve ülkeme olan inancımı koruma çabası. Artık enerjimi, kurs vereceğim öğrencilerime , araştırmalarıma, yazdığım kitaplara ve makalelere saklamak istiyorum. Toplumsal meseleleri ele almaya devam edeceğim, ama bunu siyasetin günlük kavgalarına bulaşmadan, daha evrensel, daha kalıcı bir şekilde yapacağım. Mesela, kadınların yaşadığı eşitsizlikleri, gençlerin umutsuzluğunu, toplumsal yaraları anlamaya ve anlatmaya devam edeceğim. Ama bunu bir partiye, bir ideolojiye ya da bir tarafa angaje olmadan yapacağım. Çünkü inanıyorum ki, gerçek değişim, fikirlerin özgürce uçuştuğu, insanların birbirini dinlediği bir alanda başlar.
Bu kararı almak kolay olmadı. İçimde bir parça suçluluk var; “Savaştan kaçar gibi mi hissediyorum?” diye sordum kendime. Ama sonra anladım ki, bu bir kaçış değil, bir yeniden yönlendirme. Ülkemi hâlâ çok seviyorum. Onun için çalışmaya devam edeceğim, ama kendi yolumda, kendi ruh sağlığımı koruyarak. Sizlere de sesleniyorum: Eğer bir şey sizi tüketiyorsa, durup düşünün. Belki de en büyük mücadele, kendinize sadık kalarak, sevdiğiniz işi en güzel haliyle yapmaktır.
Sevgiyle,
Yine muhteşem bir yazı olmuş. Senin yaptığın bir kaçış değil tam tersine; eğiteceğin gençlerle,yazacağın makale, yazı ve kitaplarla aslında ben buradayım pes etmedim daha güçlü ve mağrur bir şekilde aranızda olacağım demek. Sana şimdiden başarılar diliyorum 🙏🧿
YanıtlaSil