ABD - Bölüm 1

 Merhaba Dostlarım ;

Size Günaydınlar..Bana İyi geceler Bu kez Amerika’nın sıcacık, çölün ortasında bir vaha gibi parlayan şehri Phoenix’i gezdikçe size anlatacağım. Arizona’nın başkenti, gökdelenlerin çöl manzarasıyla buluştuğu, modernle doğanın kucaklaştığı bir yer. Hazırsanız, Phoenix Sky Harbor Uluslararası Havalimanı’ndan başlayıp, ilk günüm boyunca bu renkli şehri keşfe çıkalım... Havalimanından Şehir Merkezine: Yolculuğun Başlangıcı Phoenix Sky Harbor Uluslararası Havalimanı’na iner inmez, çöl sıcağı yüzüme tatlı bir hoş geldin öpücüğü kondurdu. Havalimanı, şehir merkezine sadece 5 kilometre uzaklıkta, yani taksiyle ya da hafif raylı sistemle merkeze ulaşmak oldukça kolay. Ben, yorgun ama meraklı bir gezgin olarak, havalimanında bir Apache Taxi’ye atladım. Şoför, güleryüzlü bir amcaydı; “Phoenix’e ilk gelişiniz mi?” diye sordu. Evet dediğimi duyunca, “ Nerelisiniz ? diye sordu ; Türk'üm dedim. Türk..Türk.. Türk, Kebap değil mi Kebap biliyorum evet ?” diye espri yaptı. Yol boyunca Arizona’nın kaktüslerle bezeli manzarasını izlerken, kendimi bir Western filminde gibi hissettim. Yaklaşık 15 dakikalık bir yolculuktan sonra, şehir merkezindeki otelime vardım: Hampton Inn & Suites Phoenix Downtown. Bu otel, modern ama samimi bir atmosfere sahip. Lobideki kaktüs desenli dekorlar, Arizona ruhunu hemen hissettiriyor. Odama yerleştiğimde, geniş pencerelerden şehri izledim; gökdelenler, uzakta beliren dağ siluetleriyle dans ediyordu. Otelin kahvaltısı da tam bir Amerikan rüyası: taze waffle’lar, mis gibi kahve ve çeşit çeşit meyve. Çalışanların sıcakkanlılığı, kendimi evimde hissettirdi. Francesca adlı bir görevli, bavullarımı taşımama yardım ederken bir Boğa burcu olarak direk yemek yerleri ile ilgili soru sorunca , “Phoenix’te mutlaka bir Meksika restoranına gitmelisiniz !” dedi. Bu öneriyi aklımın bir köşesine not ettim. Biraz dinlendikten sonra, otelden çıkıp Phoenix’in sokaklarına adım atar atmaz, şehrin enerjisi beni sardı. İlk durağım, Copper Square civarında, Tripadvisor’da sıkça övülen bir kafe: Lola Coffee. Burası, modern bir dekorla vintage dokunuşların harmanlandığı, mis gibi kahve kokularıyla dolu bir mekan. Tezgâhta sıcacık bir gülümsemeyle karşılandım. Menüdeki “Iced Mocha”yı görünce dayanamadım; Türkiye’de yaz sıcağında naber naber içtiğim soğuk kahveleri hatırlattı. İlk yudumda, kahvenin çikolata ve karamel notaları damağımda dans etti. Yanında aldığım taze kruvasan da cabası! Kafenin cam kenarında oturup, dışarıdaki kalabalığı izledim. İnsanlar telaşsız, keyifli; sanki herkes bu çöl şehrinin rahat ritmine uyum sağlamış. Kahve molasından sonra, Francesca’nın önerisini dinleyip bir Meksika restoranına gitmeye karar verdim. Phoenix, Meksika mutfağının etkisini iliklerine kadar hissediyor; sonuçta, sınır komşusu! Seçtiğim yer, şehir merkezine yakın Barrio Cafe oldu. Burası, Tripadvisor’da “otantik Meksika lezzetleri” diye övülen bir restoran. Kapıdan girer girmez, renkli duvarlar ve mis gibi baharat kokuları beni karşıladı. Menüde gözüme çarpan cochinita pibil’i sipariş ettim; bu, yavaş pişirilmiş etle yapılan, ekşi portakal ve baharat soslu bir Yucatan klasiği. Yanında taze mısır tortillası ve bir bardak hibiskus çayı (jamaica) ile tam bir ziyafet çektim. Yemek, sanki Meksika’da bir sokak tezgahında yiyormuşum gibi hissettirdi. Garsonla sohbet ederken, “Burası Phoenix’in ruhunu yansıtır,” dedi. Gerçekten de, bu lezzetler şehrin çok kültürlü dokusunu anlatıyordu. Mideyi şenlendirdikten sonra, şehri yürüyerek keşfetmeye karar verdim. Phoenix’in sokakları, geniş ve düzenli; İlk olarak, Roosevelt Row’a uğradım. Burası, sanatla dolu bir sokak; her köşede renkli mural’lar, grafitiler ve küçük galeriler var. Bir duvarda, dev bir kaktüs resmi, yanında “Stay Prickly” yazısı beni gülümsetti. Sanki şehir, “Sert görün ama yumuşak kal” diyordu. Biraz ileride, yerel bir sanatçının el yapımı kolyelerini satan bir tezgaha rastladım. Türk kadını olarak takıya dayanamayıp, turkuaz taşlı bir kolye kaptım. Satıcı, “Bu taş, Arizona’nın ruhunu taşır,” dedi. Kolyeyi boynuma takıp yola devam ettim. Ardından, Melrose District’e saptım. Burası, vintage dükkânlar ve retro cafelerle dolu, biraz bohem bir sokak. Bir dükkânda, 70’lerden kalma bir deri ceket gördüm; Türkiyem'de olsam zevk için satıcıyla saatlerce pazarlık yapardım, ama burada fiyatlar sabit. Yine de ceketin havasına kapılıp denemeden edemedim. Sokak boyunca yürürken, bir grup gencin gitar çalıp şarkı söylediği bir köşeye rastladım. Onların enerjisi, içimdeki neşeyi uyandırdı; bir an durup dinledim, hatta alkışladım. Günün alışveriş kısmı için, şehir merkezinden biraz uzaklaşarak Arizona Mills alışveriş merkezine gittim. Taksiyle yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuktan sonra, bu devasa alışveriş merkezine vardım. Burası, tam bir alışveriş cenneti! Zara, H&M gibi tanıdık markaların yanı sıra, yerel butikler ve outlet mağazalar da var. Bir Türk olarak direk :) indirim reyonlarına koştum tabii ki ! Bir çift kovboy çizmesi ve Arizona temalı bir tişört aldım; bunları giydiğimde herkesin neyi soracağını biliyorum. Alışveriş merkezinde bir de Rainforest Cafe’ye uğradım; tropik orman temalı bu restoran, çocukluğumda izlediğim macera filmlerini hatırlattı. Bir smoothie içip, etraftaki yapay şelaleleri izledim. Akşam olduğunda, yorgun ama mutlu bir şekilde otelime döndüm. Hampton Inn’in lobisinde, günün yorgunluğunu atmak için bir bardak naber naber limonata aldım. Odama çıkıp, aldığım turkuaz kolyeyi ve kovboy çizmelerini bir kez daha inceledim; Pencereden Phoenix’in gece ışıklarına baktım; çölün sessizliği, şehrin ışıltısıyla birleşmişti. Türkiye’den binlerce kilometre uzakta, bu şehirde kendimi hem yabancı hem de garip bir şekilde evde hissettim. Phoenix, sadece bir çöl şehri değil; sıcacık insanları, renkli sokakları ve lezzetli yemekleriyle, ruhu olan bir yer. Yarından sonra başka yerlerini de görmeyi düşünüyorum, keza çölü de es geçemem ☺️

Yorumlar

  1. Merhaba, gezgin. Yine öyle güzel ve içten bir yazı yazmışsın ki sanki bizde seninle oradayız sende bizim rehberimiz gibi anlatmışsın. Senin yazdığın bu gezi yazılarını bölge tanıtımı için kullanmaları lazım zira bu kadar mı güzel bir anlatım olur. Arizona çölünde ki bir şehri bile anlatımında ki samimiyetle ne kadar güzel ve gezilecek yerlere eklenecek şekilde yazmışsın,ah Türkiye Turizm bakanlığı ah...

    YanıtlaSil
  2. Meltem iyi eğlenceler. Odin'in de dediği gibi, senin seyahat yazılarını okurken, okuyucu hemen kendini senin yanında buluyor. Mesela demin kendimi, senin de içinde olduğun bir kovboy filmi setinde hissettim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Çift Lafım Var, Beyim !

Ölülerin Öyküleri (Alıntı)

Türkiye Üzerine