Havva'nın Torunundan ; Havva Kızları
Ben Havva’nın torunu, bir kadın, bir sosyolog, ama hepsinden öte, yüreğiyle dünyayı kucaklayan bir insan. Size kadını anlatacağım; tüm kadınları, her dilden, her renkten, her coğrafyadan. Halkımın samimi, içten diline sığınarak, kadının duygularını, hislerini, beklentilerini, umutlarını, hayallerini, acısını, sevincini, direnişini ve sevgisini bir destan gibi yazacağım.
Kadın olarak Kadınları yazıyorum, çünkü o derin, dalgalı, bazen fırtınalı, bazen dingin dünyayı en iyi ben bilirim.Gelin, kadının evreninde bir yolculuğa çıkalım; kalbin, ruhun, gözyaşının ve gülüşün izinde, bir kadının gözünden dünyayı yeniden keşfedelim.
Kadın, bir bahardır. Dalında çiçek, kökünde toprak, gökyüzünde özgür bir rüzgâr. Onun yüreği, sevgiyle atar; bir anne şefkatiyle, bir dost samimiyetiyle, bir âşık tutkusuyla, bir savaşçı cesaretiyle. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanır kadın; bir evde kahvaltı sofrasını kurarken, ekmeği yoğururken sadece hamur değil, sevgi de katar içine. Bir hastanede şifa dağıtır, bir ofiste kalemiyle dünyayı yeniden şekillendirir, bir tarlada alın teriyle toprağı bereketlendirir. Duyguları bir nehir gibidir; kimi zaman sakin, usulca akarken, kimi zaman çağlayan gibi coşar. Sevinçleri, bir çocuğun gülüşünde, bir bahar dalında açan çiçekte, bir sevda bakışında parlar. Kederleri ise sessiz bir gecede, bir damla gözyaşında saklıdır. Ama o gözyaşı, zayıflık değil, insan olmanın izidir. Kadın, hissetmeyi bilir; acıyı da, sevdayı da, umudu da, öfkeyi de. Onun yüreği, dünyanın tüm renklerini taşır; kimi zaman bir türküde “Bir dalda iki kiraz, biri al biri beyaz” diye hüzünle mırıldanır, kimi zaman bir şarkıda coşkuyla haykırır.
Kadının beklentileri, bir bahçede filizlenen tohumlar gibidir; sabırla, umutla büyür. Özgürlük ister, ama sadece zincirlerden kurtulmak değil, ruhunun kanat çırpmasıdır bu. Anlaşılmak ister; bir dostun gözlerinde, bir sevgilinin sözlerinde, bir çocuğun sarılışında. Görülmek ister; emeğinin, çabasının, varlığının fark edilmesi. Duyulmak ister; sessiz çığlıklarının, içten kahkahalarının, bazen de sadece bir iç çekişinin işitilmesi. Kadın, eşit bir dünya düşler; ne bir gölgede kaybolmak, ne bir tahtta yalnız kalmak, sadece yan yana, omuz omuza yürümek ister. Bir kahve fincanında dost sohbeti, bir çocuk gülüşünde umut, bir sevda bakışında güven arar. Onun beklentileri büyük değildir belki; bir “nasılsın” sorusuna içten bir cevap, bir “yaparsın” sözüne inanç, bir “buradayım” hissiyle sarmalanmak. Ama en çok, kendi hikâyesini yazabilmek ister; kendi kalemiyle, kendi renkleriyle.
Kadının umutları, bir bahar sabahının serinliği gibidir; taze, canlı, capcanlı. O umut, bir çocuğun geleceğinde saklıdır; gözlerinin içine bakarken, onun için daha güzel bir dünya düşler. O umut, bir sevdaya uzanan ellerde gizlidir; sevgilinin gözlerinde bir ömür bulur. O umut, kendi emeğiyle inşa ettiği bir yarında parlar; bir diplomada, bir sanat eserinde, bir tarlada, bir sofrada. Kadın, umudu taşır; bazen bir ninnide, “Nenni nenni, nenni yavrum nenni” diye mırıldanırken, bazen bir şarkıda, bazen bir dua fısıldarken. O umut, karanlık bir gecede bile sönmez; çünkü kadın, ışığı içinde taşır.
Kadının hayalleri, gökyüzü kadar engin, yıldızlar kadar parlaktır. Kimi bir doktor olup hayat kurtarmayı, kimi bir şair olup dizelerle dünyayı sarmayı, kimi bir anne olup yuvayı sevgiyle doldurmayı düşler. Kimi bir dağın zirvesine tırmanır, kimi bir tuvalde renkleri dans ettirir, kimi bir okul sırasında bilginin peşine düşer. Ama her kadının ortak bir hayali var: saygı görmek, değer bilinmek, kendi sesiyle var olmak. Kadın, hayallerini bir nakış gibi işler; sabırla, emekle, aşkla. O, bazen bir köyde tarlasını sularken, bazen bir şehirde kalabalıklar arasında koşarken, bazen bir sahnede ışıl ışıl parıldarken hayallerini gerçeğe dönüştürür. Her kadın, kendi destanını yazar; kimi kalemiyle, kimi alın teriyle, kimi gülüşüyle, kimi gözyaşıyla.
Kadın olmak, bir volkanın sessiz gücüdür. O güç, bazen bir bebeği uyuturken, bazen bir hak için dimdik ayakta dururken, bazen bir sevdayı korurken ortaya çıkar. Kadın, dünyanın ruhudur; Afrika’nın bereketli topraklarında, Asya’nın sessiz dağlarında, Avrupa’nın kalabalık sokaklarında, Amerika’nın uçsuz bucaksız ovalarında, her yerde aynı kalp atar. O, Malala’nın direnişi, Frida’nın tutkusu, Marie Curie’nin azmi, köyde tarlasını sulayan bir ananın alın teri, şehirde hayallerinin peşinde koşan bir genç kızın cesaretidir. Kadın, bir türküdür; kimi zaman neşeli, kimi zaman hüzünlü, ama her zaman içten. Onun dünyası, sevgiyle, umutla, hayallerle dokunmuş bir bahçe; her bir çiçeğin kokusu, her bir dalın hikâyesi başka.
Kadının acısı da vardır elbet; o acı, bazen bir kayıp, bazen bir ihanet, bazen bir sessiz çığlık. Ama kadın, acısından bile güç doğurur. Gözyaşını siler, başını kaldırır, yeniden başlar. Çünkü kadın, kırılgan gibi görünse de, bir kayadan daha sağlamdır. Onun direnişi, sessiz ama sarsıcıdır; bir annenin evladı için verdiği mücadelede, bir kadının özgürlüğü için haykırışında, bir kız çocuğunun “ben okuyacağım” deyişinde. Kadın, hayata tutunur; çünkü o, hayatın ta kendisidir.
Gelin, bu bahçede yürüyelim; kadının dünyasında, her bir adımda bir hikâye bulalım. Bir kadının gülüşünde umudu, gözyaşında insanlığı, ellerinde emeği, yüreğinde sevgiyi görelim. Kadın, bir bahar dalında çiçek, bir fırtınada dalgalarla dans eden gemi, bir evde sıcak bir ekmek kokusu, bir sokakta dimdik yürüyen bir gölgedir. O, yaşamın nefesidir; o olmadan ne bahar tamam, ne dünya. Ve unutmayın, her kadının gözlerinde bir hikâye, yüreğinde bir dünya saklıdır. O dünyayı görmek, anlamak, sevmek, saygı duymak hepimizin borcu. Çünkü kadın, sadece bir insan değil, insanlığın ta kendisidir.
En son cümle konunun asıl noktası Kadın insan değil, insanlığın ta kendisidir. Ki bunu farkeden Atatürk yeni Cumhuriyeti kurarken en çok kadına ve haklarını kazanmasına önem vermiştir. Yazıya gelince anlatım ve detayları kullanım yine müthiş. Tebrikler
YanıtlaSilBen kadını ilk Nazım Hikmetten okudum ve orada kaldım. Ama şu da çok güzel; Kadın insandır, erkek insan oğlu. Hepsinin özeti; kadın topraktır; kat kat, çeşit çeşit üreten, doyuran, barındıran, hayat veren ve finalde örten. Yani kadın her şeydir. Yine güzel bir yazı olmuş. Tüm kadınlarımız adına teşekkür ederim.
YanıtlaSil