Terörsüz Türkiye
CHP’nin “Terörsüz Türkiye” komisyonuna katılıp katılmaması, hem sosyolojik hem de muhalif bir perspektiften ele alındığında, karmaşık bir stratejik ve ideolojik karar sürecini gerektiriyor. Aşağıda, bu soruya yanıt veriyorum:
Akademisyen olarak bakışım : Sosyolojik açıdan, CHP’nin “Terörsüz Türkiye” komisyonuna katılımı, Türkiye’nin uzun süredir devam eden Kürt meselesi ve toplumsal çatışma dinamikleri bağlamında değerlendirilmelidir. Bu komisyon, devletin toplumsal barışı sağlama iddiasını yansıtsa da, Pierre Bourdieu’nün sembolik güç kavramına dayanarak, iktidarın mevcut hegemonik söylemini yeniden üretme ve meşrulaştırma aracı olarak görülebilir. 6551 sayılı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un (2014) unutulmuş ya da uygulanmamış olması, devletin toplumsal sorunlara yönelik yapısal reformlardan ziyade sembolik ve popülist adımlara eğilimli olduğunu gösteriyor. CHP’nin katılımı, bu sembolik çerçeveye meşruiyet kazandırabilir ve geçmişteki “çözüm süreci”nin başarısızlıklarını örtbas eden bir yeniden markalaştırma çabasına hizmet edebilir. Öte yandan, CHP’nin komisyona katılması, toplumsal barış ve demokratikleşme süreçlerine katkıda bulunma potansiyeli taşır. Emile Durkheim’in toplumsal dayanışma teorisi ışığında, CHP’nin katılımı, farklı toplumsal kesimler arasında diyalog ve iş birliğini teşvik ederek organik dayanışmayı güçlendirebilir. Ancak, CHP Sözcüsü Deniz Yücel’in vurguladığı gibi, komisyonun işleyişinde eşit temsil veya nitelikli çoğunlukla karar alma gibi demokratik ilkeler sağlanmazsa, bu katılım yalnızca iktidarın söylemini güçlendiren bir araç haline gelebilir. CHP’nin önerdiği “Toplumsal Barış, Adalet ve Demokratik Mutabakat Komisyonu” ismi, “Terörsüz Türkiye” söyleminin dar ve güvenlik odaklı çerçevesine mesafe koyarak daha kapsayıcı bir yaklaşımı hedefliyor. Sosyolojik olarak, bu öneri, toplumsal çatışmanın yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, sosyal adalet ve demokratikleşme yoluyla çözülebileceği anlayışını yansıtır. Bununla birlikte, komisyonun önerdiği yol haritasında, infaz düzenlemeleri ve PKK’nın silah bırakması gibi unsurlar, toplumsal güvenin zayıf olduğu bir ortamda tartışmalı hale gelebilir. Toplumsal hafıza, geçmişteki çözüm süreçlerinin başarısızlıklarını ve devlet-toplum ilişkilerindeki güvensizliği hatırlatıyor. CHP’nin katılımı, bu hafızayı dikkate alarak, yalnızca sembolik bir jest olmaktan çıkıp somut, kapsayıcı ve demokratik bir süreç yaratılmasına bağlıdır. Muhalif Kimliğim ile bakışım : Muhalif bir kimlik açısından, CHP’nin “Terörsüz Türkiye” komisyonuna katılımı, iktidarın politik ajandasını meşrulaştırma riski taşır. İktidarın, özellikle AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın, bu komisyonu CHP’siz bir şekilde yürütemeyeceği açık; çünkü CHP’nin katılımı, girişimin toplumsal meşruiyetini artırır. Ancak, bu meşruiyet, CHP’nin muhalif duruşunu zedeleyebilir. İktidarın, “Terörsüz Türkiye” söylemiyle, Kürt meselesini güvenlik ekseninde çerçeveleyerek etnik ve mezhepsel ayrışmaları derinleştirme riski taşıdığı, muhalif kesimlerce sıkça dile getiriliyor. Örneğin, X platformunda bazı kullanıcılar, bu girişimi “ulusal iradenin yerine emperyal iradeyi koyma” çabası olarak nitelendiriyor ve CHP’yi bu “yıkım projesine” katılmaması için uyarıyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, komisyonun işleyişinde demokratik ilkeler (eşit temsil veya nitelikli çoğunluk) talep etmesi, muhalif bir duruşun göstergesi. CHP, iktidarın “terör” söylemiyle şekillendirdiği bu süreci, toplumsal barış ve adalet eksenine çekmeye çalışıyor. Ancak, muhalif bir perspektiften, CHP’nin katılımı, iktidarın DEM Parti ile yürüttüğü müzakerelere dolaylı destek olarak algılanabilir, ki bu, CHP’nin tabanındaki ulusalcı ve Kemalist kesimlerde tepkiye yol açabilir. Örneğin, X’te bir kullanıcı, “CHP’siz bir Türkiye” hedeflendiğini iddia ederek, komisyonun bir aldatmaca olduğunu savunuyor. Ayrıca, Deniz Yücel’in “Terörsüz Türkiye değil, şehitsiz Türkiye istiyoruz” çıkışı, muhalif bir söylem olarak, iktidarın güvenlik politikalarındaki ihmalleri (örneğin, metan gazı veya susuzluktan kaynaklanan asker ölümleri) eleştiriyor. Bu, CHP’nin yalnızca güvenlik odaklı bir yaklaşıma karşı çıktığını ve daha geniş bir sosyal adalet perspektifi sunduğunu gösteriyor. Ancak, CHP’nin katılımı, bu eleştirel duruşu gölgede bırakabilir ve iktidarın söylemine hapsolma riski yaratabilir. Sonuç ve Önerilerim : Akademisyen olarak, CHP’nin komisyona katılımının, yalnızca demokratik ilkeler (eşit temsil, nitelikli çoğunluk, şeffaflık) ve toplumsal barışı merkeze alan bir çerçeve ile anlamlı olabileceğini düşünüyorum. Katılım, toplumsal dayanışmayı güçlendirme ve Kürt meselesine yapısal çözümler üretme potansiyeli taşısa da, iktidarın sembolik ve popülist bir ajandasına hizmet etme riski yüksek. CHP, katılım kararını, geçmişteki çözüm süreçlerinin başarısızlıklarından ders alarak ve toplumsal hafızayı dikkate alarak vermeli. Muhalif kimliğimle , CHP’nin bu komisyona “bedava” katılmaması gerektiği açık. İktidarın, CHP’nin muhalefetini nötralize etmek için bu komisyonu bir araç olarak kullanma ihtimali yüksek. CHP, katılım koşulu olarak, komisyonun adının “Toplumsal Barış, Adalet ve Demokratik Mutabakat Komisyonu” olarak değiştirilmesini, eşit temsil ilkesini ve kararların nitelikli çoğunlukla alınmasını talep etmeli. Ayrıca, komisyonun şeffaf bir şekilde çalışması ve yalnızca güvenlik değil, ekonomik, sosyal ve kültürel adaleti hedefleyen projeler üretmesi için ısrarcı olmalı. Aksi takdirde, CHP’nin katılımı, iktidarın hegemonyasını güçlendiren bir tuzak haline gelebilir. CHP, muhalif duruşunu koruyarak, bu süreci ya demokratikleştirmeli ya da dışarıdan eleştirel bir pozisyon alarak reddetmelidir.
Hani bir laf vardır; Yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal durum tam da bundan ibaret. Son paragrafında yazdıklarına katılıyorum katılırsa da partiye zarar gelecek şekilde değil de öncesinde bazı şeyleri kabul ettirerek katılmalı. Her zaman ki gibi muhteşem bir yazı olmuş...
YanıtlaSil