Gönlümde çağlayan, nehirler gibi çağlar, Kavganla yeşerir, tüm kurumuş bağlar. Sesinde bir türkü, rüzgârda umut, Seninle başlar bu yolculuk, unutma... Duygusal bir bağlamda, özgürlük ve adaletin önemini vurgulayan, sevginin ve mücadelenin iç içe geçtiği bir şiir ancak bu kadar kısa ve öz olabilir...
Ben Türk ve Yunan kökenli bir Hristiyan Ortodoks'um. Şimdi şu haber önüme düştü : Fener Rum Patriği Bartholomeos'la görüşme sinyali verilmiş, Heybeliada Ruhban Okulu'nun kapıları belki aralanacak diye. Acele etmeyin, bu durumu içten, samimi bir şekilde anlatacağım Önce şu Patrik Efendi'ye iki çift lafım var... Bakın, Bartholomeos Hazretleri, sen ki Ekümenik Patrik unvanını taşıyorsun, yıllardır bu okulun açılması için çırpınıyorsun, değil mi? Ama unuttuğun bir şey var: Bu unvanın ağırlığı altında, İstanbul'un o muhteşem mozaik dokusunu korumak yerine, sanki dış mihrakların elinde bir araç gibi davranıyorsun. Sosyolojik açıdan bakarsak, azınlık lideri olarak milli bütünlüğü hiçe sayman, toplumda derin yarıklar açar ayrışma, güvensizlik filizlenir. Uluslararası ilişkiler perspektifinden ise, senin "ekümenik" iddian, Türkiye'ye düşman olanların elini güçlendiriyor, Lozan Antlaşması'nın sınırlarını aşarak Osmanlı ayrıcalıklarını modern dünyada pazarlı...
Antakya’nın batısındaki o eski han, yolun ortasında bir yara izi gibi dururdu. 1098’in sonbaharıydı; Haçlı ordusu Kudüs’e varmış, Antakya’yı Bohemond’a bırakmış, geri dönüş yoluna koyulmuştu. Beş Frank askeri –köyü yakan yedi kişiden geriye kalanlar– Avrupa’ya dönüyordu; zırhları satılmış, atları yorgun, cepleri yağmalanmış altınla dolu. Onlar ciddiydiler; eve, şatolarına, unvanlarına dönmek istiyorlardı. Ama iki tanesi, Guillaume ve Bertrand, geride kalmayı seçmişti. “Biraz daha eğlence,” demişlerdi gülerek; şarap, kadın, yağma… Dönüşü ertelemek için. Yediydiler köyde, ama bu ikisi en vahşisiydi; tecavüzde, katliamda, kahkahada en önde. Elif biliyordu; izleri takip ederken, her köylünün lanetini dinlemişti. Beşi kuzeye, Toroslar’a doğru gitmişti; Avrupa yolunda, şehir şehir. Elif onları da bulacaktı, teker teker. Ama önce bu ikisi. Eğlence için kalanlar. Han, gece yarısı sessizliğe gömülmüştü. Rüzgâr, çatlak taşlardan ıslık çalıyor, zeytin dallarını kırbaçlıyordu. Avluda iki at b...
Türkiye, coğrafi konumu, genç nüfusu ve tarihi mirasıyla önemli bir potansiyele sahip bir ülke olsa da, uluslararası endekslerde demokratik, ekonomik ve toplumsal gelişim açısından orta sıralarda yer almaktadır. Örneğin, Ekonomist İstihbarat Birimi'nin (EIU) 2024 Demokrasi Endeksi'nde Türkiye 4.26 puanla "melez rejim" kategorisinde sınıflandırılmış ve 167 ülke arasında düşük bir konumda bulunmaktadır. Benzer şekilde, Freedom House'un 2025 raporunda "özgür olmayan" ülke olarak değerlendirilmekte, Demokrasi Matrisi'nde ise "orta derecede otokrasi" olarak tanımlanmaktadır. Ekonomik olarak, Dünya Bankası'na göre üst-orta gelir grubunda yer alan Türkiye, 2025'te yaklaşık %3 büyüme öngörüsüyle istikrarlı ancak yavaş bir performans sergilemekte, OECD raporlarında ise uzun vadeli büyüme için yapısal reformlara ihtiyaç duyulduğu vurgulanmaktadır. Toplumsal gelişimde ise Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP) 2023 İnsan Gelişme...
Gönlümde çağlayan, nehirler gibi çağlar,
YanıtlaSilKavganla yeşerir, tüm kurumuş bağlar.
Sesinde bir türkü, rüzgârda umut,
Seninle başlar bu yolculuk, unutma...
Duygusal bir bağlamda, özgürlük ve adaletin önemini vurgulayan, sevginin ve mücadelenin iç içe geçtiği bir şiir ancak bu kadar kısa ve öz olabilir...
Seviyorum aşkım🌹 senin umut veren dizlerin 👌❤️❤️
YanıtlaSil