Suça Sürüklenen Çocuk Söylemi Üzerine
Türkiye’de çocuk suçluluğu üzerine yürütülen tartışmalarda, yasal ve kurumsal söylemde “suça sürüklenen çocuk” ifadesi öne çıkmaktadır. Bu kavram, çocuğu fail olmaktan uzaklaştırarak onu edilgen bir kurban olarak tanımlama eğilimi taşır. Ancak gelişim psikolojisi, suç sosyolojisi ve kriminoloji literatürü, çocukların failiyet kapasitelerini, bilinçli seçimlerini ve eylemlerinin sonuçlarını öngörebilme becerilerini açıkça göstermektedir. Bu makale, “suça sürüklenen çocuk” söylemini bilimsel açıdan eleştirmekte ve çocukların yalnızca mağdur değil, aynı zamanda fail olduklarını vurgulamaktadır. Türkiye örneği üzerinden resmi söylem, toplumsal algı ve bilimsel veriler tartışılarak daha dengeli bir kavramsallaştırmanın gerekliliği ortaya konulmaktadır.
“Suça sürüklenen çocuk” (SSÇ) ifadesi, Türkiye’de 2005 yılında yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile hukuk sistemine girmiştir. Amaç, çocukları cezai yaptırımlardan korumak, onları “suçlu” olarak damgalamamak ve rehabilitasyon temelli bir yaklaşım geliştirmektir. Ancak bu söylem, sosyolojik ve psikolojik açıdan sorunlu bazı yanlar barındırmaktadır. Bir yandan çocukların toplumsal koşullar nedeniyle suç işlemeye “zorlandıkları” gerçeğini teslim etmek gerekirken, öte yandan çocukların bilinçli eylem kapasiteleri göz ardı edilmemelidir. Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler, davranışlarının sonuçlarını öngörebilmekte, suç işlemeyi planlayabilmekte ve suçun toplumsal karşılığını kavrayabilmektedir. Literatür Çerçevesi 1. Sosyolojik Perspektif Çocuk suçluluğu, klasik sosyoloji kuramlarında genellikle yapısal eşitsizlikler ve toplumsal çevre bağlamında ele alınmıştır. Merton’un *anomi kuramı* (1938), toplumsal hedeflerle bu hedeflere ulaşma araçları arasındaki uyumsuzluğun bireyleri suça yönlendirebileceğini vurgular. Türkiye’de göç, yoksulluk, işsizlik, eğitimden kopuş gibi faktörlerin çocuk suçluluğunu artırdığı pek çok çalışmada gösterilmiştir (Çiftçi, 2019; Kızmaz, 2006). Bununla birlikte, yapısal faktörlerin çocukları otomatik olarak “suça sürüklemediği” unutulmamalıdır. Aynı koşullarda yaşayan çocuklardan bazıları suç işlerken, bazıları işlememektedir. Bu farklılık, çocukların öznel tercihlerinin ve bilinçli failiyetlerinin dikkate alınmasını zorunlu kılar. 2. Psikolojik Perspektif Gelişim psikolojisi araştırmaları, 12 yaşından itibaren çocukların ahlaki muhakeme becerilerinde belirgin ilerleme olduğunu göstermektedir (Kohlberg, 1984). Ergenlik dönemindeki bireyler, toplumsal normları içselleştirme, kuralları ihlal etmenin sonuçlarını anlama ve buna göre karar verme kapasitesine sahiptir. Ayrıca Bandura’nın *sosyal öğrenme kuramı* (1977), çocukların suç davranışlarını yalnızca zorunlulukla değil, aynı zamanda gözlem, taklit ve bilinçli öğrenme yoluyla kazandıklarını ortaya koyar. Çocuklar, akran gruplarından, mahalle kültüründen veya dijital ortamdan öğrendikleri suç davranışlarını bilinçli olarak tekrar edebilirler. 3. Kriminolojik Perspektif Gottfredson ve Hirschi’nin *genel suç kuramı* (1990), düşük özdenetim düzeyine sahip bireylerin daha fazla suç işlediğini öne sürmektedir. Türkiye’de yapılan araştırmalar, çocuk suçluluğu vakalarında planlı hırsızlık, gasp ve uyuşturucu ticareti gibi yüksek bilinç ve strateji gerektiren suçların da önemli bir yer tuttuğunu ortaya koymaktadır (Yıldırım & Demir, 2017). Bu bulgular, çocukların salt edilgen değil, aktif suç failleri olduklarını göstermektedir. Türkiye’de Çocuk Suçluluğu: Veriler ve Bulgular Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2022 verilerine göre, güvenlik birimlerine getirilen çocuk sayısı 601.754’tür. Bunların 206.853’ü “suça sürüklenme” gerekçesiyle kayda geçmiştir. En yaygın suç türleri ise hırsızlık (%34), yaralama (%24) ve uyuşturucu (%11) olarak rapor edilmiştir (TÜİK, 2023). Bu veriler, çocukların yalnızca “şartların mağduru” olmadığını; suç davranışının bilinçli bir seçim olarak ortaya çıkabildiğini göstermektedir. Özellikle organize gruplar halinde hareket eden çocuklar, suçun planlanması ve uygulanması süreçlerinde aktif rol almaktadırlar. Tartışma “Suça sürüklenen çocuk” ifadesi, iyi niyetli bir dil tercihidir; ancak bilimsel açıdan tek boyutludur. 1. Mağduriyet Boyutu: Çocukların yoksulluk, aile içi şiddet, eğitimden kopuş gibi sebeplerle suça yönelmesi inkâr edilemez. Bu yönüyle çocukların sosyal politikalarla korunması gereklidir. 2. Failiyet Boyutu: Aynı zamanda çocukların bilinçli seçimler yaptıkları, suç eylemlerini stratejik olarak gerçekleştirdikleri de gerçektir. Bu boyut yok sayıldığında, mağdurların adalet duygusu zedelenmekte ve toplumsal güvenlik riske atılmaktadır. 3. Politik Sonuç: “Suça sürüklenme” söylemi, politik bir tercih olarak, çocuğu sorumluluktan muaf kılmakta; fakat bu durum toplumda suçun meşrulaştırılması algısını da beraberinde getirmektedir. Sonuç Türkiye’de “suça sürüklenen çocuk” kavramı, çocuğu koruma amacı taşımakla birlikte, gerçeğin yalnızca bir kısmını yansıtmaktadır. Çocuklar hem toplumsal koşulların mağduru hem de bilinçli seçimler yapan failler olabilirler. Bu ikili doğrunun dengeli biçimde kabul edilmesi, daha etkili sosyal politikalar ve daha adil bir toplum için zorunludur. Kaynakça * Bandura, A. (1977). *Social Learning Theory*. Englewood Cliffs: Prentice Hall. * Çiftçi, S. (2019). Türkiye’de çocuk suçluluğu ve toplumsal etkenler. *Toplum ve Sosyal Hizmet*, 30(2), 355–376. * Gottfredson, M. & Hirschi, T. (1990). *A General Theory of Crime*. Stanford University Press. * Kızmaz, Z. (2006). Suçun sosyolojisi ve çocuk suçluluğu. *Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi*, 16(2), 247–274. * Kohlberg, L. (1984). *The Psychology of Moral Development*. Harper & Row. * Merton, R. K. (1938). Social structure and anomie. *American Sociological Review*, 3(5), 672–682. * TÜİK (2023). *Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri, 2022*. Ankara: Türkiye İstatistik Kurumu. * Yıldırım, F. & Demir, O. (2017). Çocuk suçluluğu üzerine bir inceleme: Türkiye örneği. *Adli Bilimler Dergisi*, 16(1), 45–59.
Yazında da dediğin gibi 12 yaşından itibaren her çocuk neyin ne olduğunu farkında bu nedenle de bana göre işlenen suçlar bilerek ve isteyerek planlı yapıldı gereken en ağır cezayı hak ediyorlar kim ne derse desin...
YanıtlaSil