Türkiye’nin Demokrasi Sınavı: CHP’ye Yönelik Müdahale ve Toplumsal Yansımalar

 Türkiye, dün (7 Eylül 2025) itibarıyla bir kez daha demokrasinin kırılganlığını sınayan bir krizle sarsıldı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanlığı’na yönelik polis ablukası, kayyum ataması ve buna karşı yükselen protestolar, yalnızca bir siyasi partiye yönelik bir olay değil, aynı zamanda ülkenin demokratik geleceğine dair alarm zillerinin çaldığı bir dönüm noktasıdır. Bir sosyolog ve akademisyen gözüyle, bu olayları sosyolojik ve hukuki açıdan, bir gazete başyazarı cesaretiyle sizlere aktaracağım. Bu yazı, muhalif bir duruşla, ancak gerçeklere sadık kalarak, iktidarın baskı politikalarına karşı toplumun direncini ve hukuk devletinin erozyonunu gözler önüne serecek.

Olayların Seyri: Bir Demokrasi Darbesi

7 Eylül Pazar sabahı, İstanbul Emniyeti, CHP İstanbul İl Başkanlığı binasını çevik kuvvet polisleriyle kuşattı ve barikatlar kurdu. Bu abluka, bir mahkeme kararına dayanılarak atanan kayyumun binaya girişini "kolaylaştırmak" için yapıldı. Protestocular, kayyumu sloganlarla karşıladı; şişeler havada uçuşurken, polis gaz ve copla yanıt verdi. İstanbul Valiliği, Beşiktaş ve Beyoğlu gibi ilçelerde 7-10 Eylül arası gösteri yasağı ilan ederek muhalefetin sesini kısmaya çalıştı. CHP Genel Merkezi ise bu baskıya karşı 21 Eylül’de olağanüstü kongre kararı aldı. Bu olaylar, Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın tutuklanmasından bu yana süren sistematik baskının bir devamı niteliğinde.

Sosyolojik Açı: Toplumun Direnci ve Kutuplaşma

Sosyolojik olarak, bu kriz, Türkiye toplumunun hem direnç gücünü hem de derin yaralarını açığa vuruyor. Emile Durkheim’in “toplumsal dayanışma” kavramı, bu tür baskıların toplumda nasıl bir tepki doğurduğunu anlamak için yol gösterici. CHP tabanı, özellikle gençler ve kadınlar, sokaklarda kararlı bir direniş sergiliyor. Bu, baskıya karşı kolektif bir öfkenin ifadesi; bir sosyal hareketin tohumları atılıyor. Ancak bu direnç, aynı zamanda toplumdaki kutuplaşmayı derinleştiriyor. Hükümet yanlısı medya, protestocuları “marjinal” ya da “provokatör” olarak yaftalarken, muhalif kesimler kendilerini ifade edecek alan bulmakta zorlanıyor. Max Weber’in otorite teorileri, devlet gücünün toplum üzerindeki bu baskısını anlamak için bir çerçeve sunuyor: İktidar, meşruiyetini hukuktan değil, otoriter bir kontrol mekanizmasından alıyor. 2025’teki protestolar, ekonomik çöküş ve siyasi baskıların birleştiği bir zeminde büyüyor. Bu olaylar, toplumun bir kesiminin diğerini “öteki” görmesine yol açarken, uzun vadede toplumsal güveni zedeleme riski taşıyor.

Hukuki Açı: Yargının Siyasallaşması

Hukuki açıdan, yaşananlar hukuk devleti ilkesine indirilmiş ağır bir darbe. Anayasa’nın 67. maddesi, siyasi partilerin iç işlerine müdahaleyi açıkça yasaklarken, bir mahkeme kararının CHP İstanbul İl Yönetimi’ni görevden alıp kayyum ataması, yargının siyasallaştığının açık bir göstergesi. Bu, Siyasi Partiler Kanunu’nun kötüye kullanımı anlamına geliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin benzer davalarda verdiği kararlar, bu tür müdahalelerin ifade ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğini söylüyor. Polis ablukası ve protestolara yönelik sert müdahaleler, Anayasa’nın 34. maddesindeki toplanma hakkını hiçe sayıyor. Mart ayından bu yana CHP’ye yönelik mali kısıtlamalar ve diğer adımlar, yargının bir baskı aracı haline geldiğini kanıtlıyor. Bu, hukuk devletinin değil, otoriter bir rejimin hukukunu yansıtıyor.

Sonuç: Demokrasiye Sahip Çıkalım

Değerli okurlar, CHP’ye yönelik bu müdahale, sadece bir partiye değil, tüm muhalefete ve demokrasiye bir gözdağı. Demokrasi, sandıktan ibaret değildir; bağımsız kurumlar, özgür bir sivil toplum ve vatandaşların direnciyle yaşar. Bugün CHP’ye yapılan, yarın başka bir kesime yapılabilir. Toplum olarak birleşmeli, hukuki yollardan haklarımızı savunmalıyız. Tarih, baskıya boyun eğenleri değil, özgürlük için mücadele edenleri anar. Bu mücadelede, hepimizin sesi, kalemi ve cesareti var. Demokrasiye sahip çıkalım!

Yorumlar

  1. Son paragrafında yazdıklarına katılıyorum bugün CHP'ye yapılan yarın başka bir kesime yapılabilir bu nedenle de haklarımızı ne pahasına olursa olsun savunmalıyız...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Çift Lafım Var, Beyim !

Ölülerin Öyküleri (Alıntı)

Türkiye Üzerine