Mavi Gök Kırmızı Yemeni ( Bir Mübadele Öyküsü )
Gökyüzü maviydi, o masmavi, sonsuz Anadolu göğü, sanki Tanrı’nın avucunda bir inci gibi parlıyordu. Babam derdi ki, “Eleni’m, bu gök insanın ruhunu çalar, bir kere bakarsan, ömrünce unutamazsın.” Unutamazdım. Unutamazdık. Ama şimdi, o göğün altında değil, bir geminin soğuk, pas kokan güvertesinde, denizin tuzlu gözyaşlarına karışmış bir acıyla, vatanımızdan koparılıyorduk. Ben Eleni, on sekiz yaşında, yüreği Ege’nin zeytin dallarına, Toroslar’ın kekik kokusuna, köyümüzün taş evlerine zincirlenmiş bir kız. Ailemle, anamla, babamla, iki erkek kardeşim Yorgo ve Dimitri’yle, küçük kız kardeşim Maria’yla, bir daha göremeyeceğimiz, dokunamayacağımız, koklayamayacağımız toprakları terk ediyorduk. Köyümüz, zeytinliklerin koynunda, bir rüya gibiydi. Babam, şafak sökerken kalkar, bağa gider, üzüm salkımlarını bir evlat gibi okşardı. Anam, kırmızı yemenisini başına bağlar, taş fırında ekmek pişirirdi; o koku, sanki cennetten bir esinti, sokağı sarar, ruhumuza işlerdi. Yorgo ile Dimitri, de...