...
Küçüktü ev, ışığı bile az.
Oysa dünya ne çoktu penceremde. Boyumuz kısa, düşlerimiz uzundu. Bir topaç dönerdi, zaman dururdu. Toprak seslenirdi çıplak ayaklarıma, Bilmezdim henüz, o sesin yitip gideceğini. Tahta kapı gıcırdar, bir türkü başlardı. Annemin sesi, su gibi akardı, içerden. O türküde ne yalnızlık vardı, ne telaş. Ah kimselerin vakti yoktu belki de, Durup ince şeyleri anlamaya. Ama biz anlardık, otlar bile bir gizdi. Bir sır gibi saklardı dut ağacı gölgesini. Dönüp bakınca şimdi, o gölge bir yarım. Eksik kalmış bir avuç dolusu su. Neden o kadar acele büyüdü bu gövde? Kim çaldı sapanı, taşları, o gürültüyü? Şimdi şehir bir uğultu, her şey kalın. Oysa çocukluk, ince bir sesti, derinden. Hüzün de vardı, evet, ama şimdiki gibi keskin değil. Bir dağ yeli eserdi, alır götürürdü hüznü de. Ne kaldı elimizde? Bir avuntu, bir yanık iz. Ey geçmiş, ey kayıp türkü...
Muhteşem bir şiir olmuş gerçekten bu konuda müthiş bir yeteneğin var...
YanıtlaSilÇok güzel yüreğine emeğine sağlık. ♥️🌹👏 Sen yazmaya devam et. 🙏
YanıtlaSil