Kayıtlar

Temmuz, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ensest Kavramının Sosyolojik, Psikolojik ve Hukuki Değerlendirmesi

Giriş Ensest, insanlık tarihinin en tartışmalı ve tabu konularından biridir. Toplumların kültürel, dini ve hukuki normları tarafından şekillendirilen bu kavram, sosyolojik, psikolojik ve hukuki boyutlarıyla karmaşık bir yapı sergiler. Ensest, yakın akrabalar arasında cinsel ilişki veya bu tür ilişkilerin sosyo-kültürel ve bireysel sonuçlarını ifade eder. Bu makale, ensestin sosyolojik bağlamda toplumsal yapı ve normlarla ilişkisini, psikolojik açıdan bireyler üzerindeki etkilerini ve hukuki çerçevede nasıl ele alındığını bilimsel örnekler ve analizlerle incelemektedir. Sosyolojik Perspektif: Toplumsal Normlar ve Tabular Sosyolojik açıdan ensest, toplumların aile yapısını, akrabalık ilişkilerini ve cinsellik anlayışını düzenleyen temel bir tabu olarak karşımıza çıkar. Antropolog Claude Lévi-Strauss, ensest tabusunun evrensel olduğunu ve toplumların exogami (dış evlilik) ilkesini benimsemesinde kritik bir rol oynadığını savunmuştur. Lévi-Strauss’a göre, ensest yasağı, aile içi cinsel ...

Sadece kanında Helen değil Oğuz Türk atalarının kanını da taşıyan bu Yörük soyundan kızın bir yazısı

Gökyüzünün mavisi, bozkırın sonsuzluğuna kol kanat germiş, sabahın ilk ışıklarıyla uyanırdı Aybike. Göktürk diyarında, Orhun’un sularının çağladığı vadilerde, onun yurdu bir çadırdan ibaret değildi; o, toprağın nabzı, göğün soluğu, atların yelesinde esen rüzgârdı. Gün, onun için bir destanın dizeleri gibi akardı; her anı, hem bir kadın hem bir savaşçı olarak yazılmıştı. Sabahın serinliği çadırın keçesine sızarken, Aybike gözlerini açar, önce Tanrı’ya, sonra atalarına dualarını fısıldardı. Çadırın ortasındaki ocakta közler hâlâ canlıydı; ateşi harlayarak günün bereketini çağırırdı. Süt sağar, kımız hazırlar, keçi yününden iplik eğirirdi. Parmakları iğde kokulu, gözleri bozkırın keskinliğiyle dolu, her hareketinde bir zarafet taşırdı. Çocuklarına masallar anlatır, onlara kurtların ulumasını, kartalların süzülüşünü öğretirdi. “Bir Türk kadını,” derdi, “yüreğiyle sever, aklıyla yönetir, kılıcıyla korur.” Öğle vakti, obanın kadınlarıyla bir araya gelirdi. Birlikte keçe döver, kilim dokur,...

Bir Sosyalist Kadının İstanbul gezisi

Sabahın köründe, halamın Tuzla’daki evinde uyandım. Jetlag, sosyalist bir kadının İstanbul’un bu sanayi kokulu köşesine düşmesiyle birleşince, insanı devrim yapmadan önce bir bardak çay içmeye mecbur ediyor. Halam ve eniştem, misafirperverlikte sınır tanımıyor, orası kesin. Ama kahvaltı sofrasında “dolar fırladı, borsa coştu” muhabbeti başlayınca, çay bardağımı kalkan gibi tutup içimden “Emeğin değeri nerede, yoldaşlar?” diye haykırıyorum. Yüzümde kibar bir gülümseme tabii, çünkü halamın zeytinli poğaçası, herhangi bir manifestodan daha kutsal şu an. “Poğaça sosyalizmi” diye bir şey varsa, ben o yoldayım. Eniştem, “Kızım, sen bu yurtdışı fikirlerle uçuyorsun, burası Türkiye, buranın düzeni başka!” diyor. Gülüyorum, çünkü dün akşam “Vergi adaleti naber?” diye veryansın eden de oydu. Sevgili eniştem, kapitalizmin çarklarında hem şikâyetçi hem ortak olmakta ustasın, aferin. Tuzla’dan merkeze gitmek için dolmuşa atlıyorum. İstanbul’un bu ucunda, fabrika dumanlarıyla deniz havası birbirine...

Adı Mert

  Saat sabahın 03:12’si. İstanbul, derin bir uykuda, ama Mert uyanık. Küçük, havasız odasında, yatağın kenarında oturuyor. Tek bir lamba, titrek bir ışıkla odayı aydınlatıyor, ama o ışık, Mert’in içindeki karanlığı delip geçemiyor. Duvarda, üniversiteden kalma solmuş bir Bob Dylan posteri. Masada, yarım bırakılmış bir kahve fincanı, sigara izmaritleriyle dolu bir kül tablası ve bir defter, sayfaları umutla doluyken terk edilmiş. Hava, ağır, nemli, sanki nefes almayı reddediyor. Sen, okuyucum, o an onunla o odadasın. O karanlığın kokusunu alıyorsun, değil mi? O boğucu, yapışkan ağırlığı. Mert, 24 yaşında, ama ruhu, sanki yüzyıllık bir yorgunluk taşıyor. İşsiz, yalnız, sevgisiz. Ve her şey, bir uçurumun kenarında. Bir zamanlar hayalleri vardı. Sosyoloji öğrencisiyken, dünyayı anlamak, belki değiştirmek istiyordu. Kütüphanede geç saatlere kadar tartışmalar, kahve kokusu, kaleminin kâğıtta bıraktığı o umutlu çizikler… Ama şimdi? Bir yıldır işsiz. Gönderdiği yüzlerce özgeçmiş, ya bir r...

Türkiye ve Türk Toplumunun Sosyolojik Analizi ve Değerlendirmeleri

  Bu yazı, Türkiye’nin sosyolojik yapısını tarihsel, kültürel, ekonomik, politik ve dijital dönüşüm eksenlerinde derinlemesine analiz etmektedir. Türk toplumunun kolektivist köklerinden bireyselliğe geçiş süreci, etnik grupların toplumsal yapıdaki yeri, toplumsal örgütlerin ve politik hareketlerin dinamikleri, Z kuşağının sosyopolitik etkileri, adalet ve hukuksal problemler, ekonomik sorunlar, dış politika ve toplumsal iletişim gibi çok boyutlu unsurlar ele alınmıştır. Çalışma, Durkheim, Castells ve Elias gibi sosyologların teorik çerçevelerinden yararlanarak, Türk toplumunun dönüşümünü ve bu dönüşümün birey-toplum ilişkilerine etkilerini değerlendirmektedir. Güncel akademik literatür, sosyal medya verileri ve haber analizleriyle desteklenen bu yazı, Türk toplumunun sosyolojik manzarasını anlamak için kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır. Giriş : Türkiye, doğu ve batı arasında bir köprü olarak, çok katmanlı bir sosyolojik yapıya sahiptir. Osmanlı İmparatorluğu’nun çok uluslu mirasında...

KADIN

Türkiye, tarih boyunca farklı medeniyetlerin kesişim noktası olmuş, kültürel zenginliği ve toplumsal dinamikleriyle dikkat çeken bir ülke. Bu coğrafyada kadın olmak, hem köklü geleneklerin hem de modernleşme çabalarının iç içe geçtiği bir deneyimi ifade ediyor. Türkiye’de kadın olmak, bir yanda fırsatlarla dolu bir yolculuk, diğer yanda ise toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, kültürel normlar ve ekonomik zorluklarla şekillenen bir mücadele. Bu yazıda, Türkiye’de kadın olmanın çok boyutlu doğasını, günlük hayattan örneklerle ve objektif bir bakış açısıyla ele alacağım. Tarihsel ve Kültürel Bağlam: Kadınlığın Çizgileri Türkiye’de kadınların toplumsal konumu, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte önemli dönüşümler geçirdi. Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte, kadınlara seçme ve seçilme hakkı (1934), medeni kanunda eşitlik gibi devrim niteliğinde adımlar atıldı. Ancak, bu yasal kazanımlar, toplumsal pratikte her zaman aynı hızda karşılık bulmadı. Örneğin, 1950’lerde İstanbul’da üniversite ...

Terörsüz Türkiye

  CHP’nin “Terörsüz Türkiye” komisyonuna katılıp katılmaması, hem sosyolojik hem de muhalif bir perspektiften ele alındığında, karmaşık bir stratejik ve ideolojik karar sürecini gerektiriyor. Aşağıda, bu soruya yanıt veriyorum: Akademisyen olarak bakışım : Sosyolojik açıdan, CHP’nin “Terörsüz Türkiye” komisyonuna katılımı, Türkiye’nin uzun süredir devam eden Kürt meselesi ve toplumsal çatışma dinamikleri bağlamında değerlendirilmelidir. Bu komisyon, devletin toplumsal barışı sağlama iddiasını yansıtsa da, Pierre Bourdieu’nün sembolik güç kavramına dayanarak, iktidarın mevcut hegemonik söylemini yeniden üretme ve meşrulaştırma aracı olarak görülebilir. 6551 sayılı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un (2014) unutulmuş ya da uygulanmamış olması, devletin toplumsal sorunlara yönelik yapısal reformlardan ziyade sembolik ve popülist adımlara eğilimli olduğunu gösteriyor. CHP’nin katılımı, bu sembolik çerçeveye meşruiyet kazandırabilir ve ...

Merzifon: Tarihin, Lezzetin ve Huzurun İzinde

  Merzifon’a vardığınızda, sabahın erken saatlerinde, henüz güneş Karadeniz’in dağlarından süzülürken, kendinizi bir zaman tünelinde hissedersiniz. Amasya’nın bu tarihi ilçesi, Osmanlı’nın zarif dokusunu, Selçuklu’nun taş işçiliğini ve Pontus’un kadim izlerini bir ressamın tuvaline serpiştirilmiş gibi sunar. 2017 yazında, bir Haziran sabahı, Merzifon’un taş sokaklarında dolaşırken, tarihin kokusunu, toprağın bereketini ve insanlarının sıcaklığını içime çektim. Gelin, siz de bu günübirlik yolculuğa katılın; Merzifon’un ruhunu, lezzetlerini ve gizli hazinelerini keşfedelim. Merzifon’a adım attığınızda, önce merkezdeki Kara Mustafa Paşa Camii’ni ziyaret edin. 1666 yılında inşa edilen bu cami, Osmanlı mimarisinin sade ama etkileyici bir örneği. Avlusundaki şadırvan, kubbesindeki süslemeler ve taş işçiliği, sanki asırlık bir hikâyeyi fısıldıyor. Caminin geniş parkında, bir banka oturup sabah kahvenizi yudumlarken, Merzifon’un sakin ritmini hissedin. Burası, ilçenin kalbi; esnafın dükkâ...

Benim Hikâyem

Ben, annesi Yunan, babası Türk, Atina’nın Ege’ye uzanan masmavi gökyüzü altında, dalgaların ninnisiyle gözlerimi dünyaya açmış bir kadınım. Hikâyem, denizin tuzlu kokusunun zeytin ağaçlarının fısıltısına karıştığı o kadim şehirde başladı. Ama ruhum, çocukluğumun geçtiği İzmir Karşıyaka’nın dar, zeytin kokulu sokaklarında, martı çığlıklarının komşuların sıcak sohbetleriyle dans ettiği o büyülü dünyada şekillendi. Babam, denizin efendisi, dalgalarla konuşan bir kaptandı; gemileri ufka yelken açarken, gözlerinde hep bir fırtına saklıydı. Annem ise bir öğretmen, kalplere tohum eken bir bahçıvan; her öğrencisine, bilgiden örülmüş kanatlar takardı. Onların aşkı, Ege’nin iki yakasını birleştiren bir köprüydü, ta ki ben 13 yaşındayken fırtınalar o köprüyü sarsana dek. Ayrılık, dünyamı ikiye böldü; ben babamın limanında, dalgaların gölgesinde kalmayı seçtim. Karşıyaka, benim masalımın ilk sahnesiydi. Sokaklarda top oynayan çocukların kahkahaları, akşamüstü balkonlarda demlenen çayların buharı,...

Bir Sosyalist Kızım İşte

 Sabah gözlerimi açtım, aynada kendime “Günaydın, yoldaş!” dedim. Bir sosyalist kız olarak güne demli bir çayla başlıyorum, çünkü devrim öncesi kafein şart. Kitaplığımdan “Das Kapital”i aldım, ama tam sayfayı çevirecektim ki masanın üstünden elektrik faturası göz kırptı. “Kapitalizm, yine mi sen?” dedim içimden. Faturayı yırtıp kolektif bir kamp ateşinde yakmayı hayal ettim, ama neyse ki kirayı ödemek için aklımı başıma topladım. Kahvaltıda ekmeğimi bölüşürüm, ama sadece yoldaşlarla! Komşunun kedisi bile gelse, “Önce sınıf bilinci, sonra mama” derim. Sonra sokağa çıktım, her yer reklam panolarıyla dolu. “Tüket, tüket!” diye bağırıyorlar. Ben de cüzdanımı sıkı sıkı tutup, “Üretim araçları kimin elinde, asıl ona bak!” diye mırıldandım. Markete girdim, organik elma alayım dedim, ama fiyatlar öyle bir uçmuş ki, sanki burjuvazi elma ağaçlarını özelleştirmiş. Neyse, bir avuç mercimekle yetindim; dayanışma çorbası yaparım, herkese yeter. Öğleden sonra arkadaşlarla buluştuk. Tabii ki bir...

Balkanlar ve Türkler Üzerine

Balkanlar, Avrupa’nın güneydoğusunda, tarih boyunca medeniyetlerin kesişim noktası olmuş bir coğrafyadır. Bu bölge, Adriyatik Denizi’nden Karadeniz’e, Tuna Nehri’nden Ege Denizi’ne uzanan geniş bir alanı kapsar. Balkan coğrafyasında yer alan ülkeler arasında Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Kosova, Kuzey Makedonya, Romanya, Sırbistan, Slovenya ve kısmen Yunanistan ile Türkiye bulunmaktadır. Bu bölge, kültürel çeşitliliği, tarihi zenginlikleri ve stratejik önemiyle dikkat çeker. Osmanlı Dönemi ve Türk Etkisi Türkler, Balkanlar’ın tarihinde özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde önemli bir rol oynamıştır. 14. yüzyıldan itibaren Osmanlılar, Balkanlar’a yayılarak bu bölgede yaklaşık beş yüzyıl süren bir egemenlik kurmuştur. Bu süreçte, Türk kültürü, mimarisi, dili ve İslam dini, bölgenin sosyal ve kültürel yapısını derinden etkilemiştir. Osmanlı yönetimi altında, Balkanlar’da çok etnili ve çok dinli bir toplum yapısı oluşmuş; Müslümanlar, Hristiyanlar ve Ya...